16 Temmuz 2007 Pazartesi

Hasan Süzer Etnografya Müzesi


Dar sokaklar, kesme taş duvarlar ve kiremitli kırma çatılı evleriyle Antep'in eski kent dokusunun en iyi görülebildiği, Bey Mahallesi Hanifioğlu Sokak'ta yer alan Antep evi, geçen asrın başlarında inşa edilmiştir. Daha sonra birkaç defa el değiştiren bina, 1985 yılında çok harap bir vaziyette iken işadamı merhum Hasan SÜZER tarafından satın alınmış, restorasyonu tamamlandıktan sonra "Hasan Süzer Etnoğrafya Müzesi" olarak kullanılmak şartıyla Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağışlanmış ve Gaziantep Müzesi'nde bulunan Etnoğrafya bölümü bu binaya taşınarak Konak-Müze tarzında tanzim edilmiştir.
Teşhirinde ziyaretçilere eski zamanlardaki Antep halkının ev yaşantısı ve etnoğrafik yapısı mankenlerle çarpıcı olarak sergilenmektedir. Üstü kiremitli kırma çatıyla örtülü olan bina ana kaya içine oyulmuş mahzen üzerine 3 kattan oluşmakta, ikisi ana yola, diğeri ara sokağa açılan üç giriş kapısı bulunmaktadır. Ön cephedeki işlemeli büyük kapıdan "hayat" adı verilen orta bahçeye, küçük kapıdan ise "selamlık" denilen bölüme geçilmektedir. Hayatın güneydoğu köşesinde; üst katında oturma odası, alt katında ocaklık ve tuvaletin yer aldığı iki katlı müstakil bir bina daha yer almaktadır. Bu bölüm evin hizmetkarları tarafından kullanılmıştır. Hayat, ince bir taş işçiliğinin eseri olan renkli taşlarla kaplanmıştır.
Yumuşak kalker ana kayanın oyulmasıyla zemin katın altına yapılan Bodrumlar ; birinden diğerine geçilen iki ayrı mekandan ibaret olup, ikisi arasında yaklaşık 2 metre kot farkı mevcuttur. Bir zamanlar ev sahibinin develerinin barındığı mağara görünümündeki bodrum katta, pekmez ve zeytinyağı depolamaya yarayan küpler, erzak depolamaya yarayan bölümler ve su kuyusu bulunmaktadır.
Zemin katta; sabahın ilk ışıklarının aydınlattığı İş Odasında ipek üzerine çeşitli çiçek desenleriyle gergef işleme, ahşap tezgahında çıkrık çevirme ve gergahta ipeği germe çalışmaları mankenlerle canlandırılmıştır. Günümüzde artık kullanımı sona ermekte olan Antep'in bazı el sanatları bu oda da sergilenmektedir.
Kış güneşinden en fazla faydalanan evin güneye dönük odası, işlevine uygun şekilde, tandır odası olarak düzenlenmiştir. Bu oda da anne, baba ve iki çocuğuyla tandır etrafında sohbet etmesi mankenlerle canlandırılmıştır. Antep evlerinde eskiden, tandır olarak adlandırılan, odanın merkezinde, içinde közler olan gömme bir taş ocak üzerine konan bir kürsü ve onun üzerine örtülen geniş bir yorgandan oluşan ısınma sistemi mevcuttu. Aile fertleri közün sıcağıyla ısınan yorganı üzerlerine örterek ısınırdı. Anlatılan masallarla, hikayelerle ve yenilen kuruyemişlerle tandır keyfi bir başka olurdu.
İş odasının bitişiğindeki ocaklık, sabah güneşinin ilk doğduğu mekanlardan biriydi. Eski antep yaşantısında güneşin ilk ışıklarına karışan güvercin sesleriyle uyanılır ve kahvaltı hazırlığı başlardı. Ocaklık kahvaltı ekmeğinin hazırlandığı yerdi. Bu odada, hamurun yoğrulması, ekmeğin açılması ve ateş üstündeki saça konulması mankenlerle anlatılmıştır. Ekmeğin kahvaltı sofrasına ulaşan safhalarını gösteren bu mankenlerin yanı başında, yayık yayan evin genç kızı görünümünde bir de manken mevcuttur.
Birinci kata ev içinden ulaşılan merdivenin sağında hamam yer alır. Türk hamamı özelliklerini taşımakta olup, döşeme altından geçen buhar vasıtasıyla ısıtılması sağlanmıştır. Hamamda, kırmızı peştamallı elinde kesesiyle küçük kızını yıkayan anne mankenle canlandırılmıştır. Burada, banyoda kullanılan kurna, hamam tasları, kemik tarak ve sabunluk da teşhir edilmektedir.

Gaziantep Kültürü Müzesi


Gaziantep Üniversitesi Gaziantep Kültürü Müzesi


Gaziantep Üniversitesi "Gaziantep Kültürü Müzesi", Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü tarafından 17 Haziran 2005 tarihinde uygun verilerek kurulmuştur. Üniversitemiz Kütüphane ve Dokümantasyon Daire Başkanlığı zemin katında hizmet verecek olan müzemizin gerekli donanımları yapılmış olup, panoları hazırlanmıştır. Gaziantep Üniversitesi öğrencilerine, öğrenim gördükleri üniversiteyi ve içinde yaşadıkları şehrin kültürünü tanıtmak, öğretmek ve benimsetmek, müze kavramının içerdiği, yaşam boyu eğiticilik hedefini dikkate alarak, müzemizi Gaziantep halkının ve yabancıların da ziyaretine açılacak hale getirmek istiyorlar.

11 Temmuz 2007 Çarşamba

Zeugma Antik Kenti


Zeugma Antik Kenti MÖ 300'de Büyük İskender tarafından ''Selevkia Euphrates'' adıyla kuruldu. Romalı Komutan Pompeius MÖ 64'de kendine yaptığı yardımlar karşılığında kenti 1. Antiachos'a verdi.Kommagene Krallığı'nın 4 büyük şehrinden biri olan kent, MÖ 31'den itibaren tamamıyla Roma İmparatorluğuna bağlandı ve ''köprü'', ''geçit'' anlamına gelen ''Zeugma'' adını aldı.Roma döneminde büyük bir zenginlik ve ihtişam yaşayan Zeugma, MS 256'da Sasani Kralı 1. Şapur tarafından ele geçirilerek yakıldı ve yıkıldı. Zeugma daha sonra depremden büyük zarar gördü.


Zeugma'da ilk kazı, bir kaçak kazı ihbarı üzerine Gaziantep Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü tarafından 1987'de yapıldı. Kazıda oda biçimli aile kaya mezarı, mezarın sahiplerine ait heykeller bulundu.Antik kentte ikinci kazı 1992'de yine bir kaçak kazı ihbarı üzerine Gaziantep Arkeoloji Müzesi Müdürü Rıfat Ergeç tarafından yaptırıldı. Bu kazıda taban mozaiği ve ilk villa gün ışığına çıkartıldı. Antik kentin önemli bir bölümünün GAP kapsamında inşa edilen Birecik Barajı'nın göl suları altında kalacak olması nedeniyle 1993'ten itibaren yerli ve yabancı bilim adamlarından oluşan çok sayıda ekip Zeugma Antik Kenti'nde kurtarma kazıları yürüttü.


Kurtarma kazılarında gün ışığına çıkarılan eserlerin en önemlileri olan mozaikler, Mark heykeli, duvar resimleri ve kil mühür baskı koleksiyonu halen Gaziantep Arkeoloji Müzesi'nde sergileniyor.Bakanlar Kurulu'nun 2005 yılında aldığı kararla, antik kentte yürütülecek çalışmalara başkanlık etme görevi Doç. Dr. Kutalmış Görkay'a verildi.

Gaziantep Üniversitesi


Gaziantep`te yüksek öğretim 1973 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi`ne bağlı Makine Mühendisliği Bölümü ile başlamış ve 1987 yılında ise üniversite tüzel kişiliğini kazanmıştır.

Kuruluşundan bu yana dengeli bir şekilde gelişmesini sürdüren Gaziantep Üniversitesi, çevre il (Kilis) ve ilçelere (Nizip,Oğuzeli) yayılarak 7 Fakülte, 4 Yüksekokul, Türk Musikisi Devlet Konservatuarı, 3 Enstitü ve 7 Meslek Yüksekokulundan oluşan bir bölge üniversitesi haline gelmiştir. Bağlı birimlere ilave olarak, Adıyaman Mesleki Teknik Eğitim Fakültesi ile Yabancı Diller Yüksekokulu`nun ayrıca Gaziantep Organize Sanayi Bölgesi ve Oğuzeli`nde birer Meslek Yüksekokulu`nun kurulması çalışmaları sürmektedir. Tüm fakülte ve yüksekokullarda öğrenci alınan bölüm ve program sayısı 2002 yılında toplam 104 olmuştur. Mevcut öğretim elemanı sayısı 763 olup, 2002 yılı itibariyle yaklaşık 11.000 öğrenci eğitim öğretim görmektedir.

Üniversitemiz Mühendislik Fakültesinde, Fen Edebiyat Fakültesinin ise İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü`nde öğrenim dili İngilizce olup, bu iki birimin yanı sıra Tıp Fakültesi ve Turizm ve Otelcilik Meslek Yüksekokulunda zorunlu yabancı dil hazırlık sınıfı okutulmaktadır.

Üniversitemiz, öğrencilerine ve tüm akademik personele sunduğu gelişmiş kütüphane imkanları, modern araştırma laboratuarları ve bilgi-işlem alt yapısı ile her türlü araştırma ve geliştirme faaliyetlerini en üst düzeyde desteklemektedir.

Bilimsel yayın sıralamasında Gaziantep Üniversitesi Türkiye`nin vakıf üniversiteleri dahil olmak üzere tüm üniversiteleri arasında 10., devlet üniversiteleri arasında ise 5. sırada olup Türkiye`nin en iyi üniversiteleri arasında yer almaktadır.

Sosyal ve kültürel faaliyetler, artan bir hızla devam etmektedir. Öğrenci toplulukları çeşitli etkinliklerle sosyal ve kültürel faaliyetlere önemli ölçüde katkıda bulunmakta olup, ülkemizi ilgilendiren ekonomik, siyasi ve uluslararası konularda tanınmış simaların katıldığı birçok bilimsel toplantı düzenlenmektedir.

Öğrencilerimize başarı ve hizmet burslarına ilaveten, üniversitemizi geliştirme vakfının verdiği burslar ile destek verilmekte olup, fakir öğrencilerimize ayrıca yemek yardımı yapılmaktadır. Üniversitemizde öğrencilerin barınma, beslenme ve sağlık hizmetleri en iyi şekilde sağlanmaya çalışılmaktadır.

Huzur ve güven ortamında eğitim yapılan Gaziantep Üniversitesi, aydınlık geleceğe açılan kapıda ülkemiz gençlerine en iyi sosyal ve akademik hizmeti sunmayı temel ilke edinmiştir.

Karayılan Destanı


ateşi ve ihaneti gördük
ve yanan gözlerimizle durduk
bu dünyanın üzerinde.
istanbul 918 teşrinlerinde,
izmir 919 mayısında,
ve manisa, menemen, aydın, akhisar
mayıs ortasından haziran ortalarına kadar
(yani tütün kırma mevsimi
yani, arpalar biçilip
buğdaya başlanırken)
yuvarlandılar...

adana
antep
urfa
maraş:
düşmüş
dövüşüyordu

ateşi ve ihaneti gördük.
ve kanlı bankerler pazarında,
memleketi alamana satanlar,
yangelip ölülerin üzerinde
yatanlar,
düştüler
can kaygısına.
ve kurtarmak için başlarını
halkın gazabından,
karanlığa karışarak,
basıp gittiler.
yaralıydı, yorgundu, fakirdi millet
en azılı düvellerle dövüşüyordu fakat,
dövüşüyordu köle olmamak için iki kat
iki kat soyulmamak için...

karayılan
karayılan olmazdan önce
antep köylüklerinde ırgattı.
belki rahatsızdı, belki rahattı
(bunu düşünmeye vakit bırakmıyordular)
yaşıyordu bir tarla sıçanı gibi
ve korkaktı bir tarla sıçanı kadar.
"yiğitlik" atla, silahla, toprakla olur
onun atı, silahı, toprağı yoktu.
boynu yine böyle çöp gibi ince
ve böyle kocaman kafalıydı
karayılan
karayılan olmazdan önce...

gavurlar antep'e girince
antepliler onu
korkusunu saklayan
bir fıstık ağacından
alıp indirdiler.

altına bir at çekip
eline bir mavzer
verdiler.

antep çetin yerdir.
kırmızı kayalarda
yeşil kertenkeleler.
sıcak bulutlar dolaşır havada
ileri geri...
gavur tutmuş tepeleri
gavurun topu vardı.
antepliler düz ovada
sıkışmışlardı.
gavur şarapnel döküyordu,
toprağı kökünden söküyordu.
gavur tutmuştu tepeleri
akan antep'in kanıydı.
düz ovada bir gül fidanıydı
karayılan'ın
karayılan olmazdan önce siperi.
bu fidan öyle küçük
korkusu ve kafası öyle büyüktü ki onun
namluya tek fişek sürmeden
yatıyordu yüzükoyun...

antep sıcak
antep çetin yerdir.
antepliler silahşör olur.
antepliler yiğit kişilerdir.
fakat gavurun topu vardı.
ve ne çare kader
düz ovayı antepliler
gavura bırakacaklardı.

karayılan olmazdan önce
umrunda değildi karayılan'ın
kıyamete dek gavura verseler antep'i.
çünkü onu düşünmeye alıştırmadılar.
yaşadı toprakta bir tarla sıçanı gibi
ve korkaktı bir tarla sıçanı kadar.

siperi bir gül fidanıydı onun
gül fidanı dibinde yatıyordu ki yüzükoyun
ak bir taşın ardından
kara bir yılan
çıkardı kafasını.
derisi ışıl ışıl
gözleri ateşten al
dili çataldı.
birden bir kurşun gelip
kafasını aldı.
hayvan devrildi kaldı.

karayılan
karayılan olmazdan önce
karayılanın encamını görünce
haykırdı avaz avaz
ömrünün ilk düşüncesini:
"ibret al deli gönlüm,
demir sandıktada saklasan bulur seni
ak taş ardında kara yılanı bulan ölüm..."

ve bir tarla sıçanı gibi yaşayıp
bir tarla sıçanı kadar korkak olan
fırlayıp atlayınca ileri
bir dehşet aldı anteplileri,
seğirttiler peşince.
gavuru tepelerde yediler.
ve bir tarla sıçanı gibi yaşayıp
bir tarla sıçanı gibi korkak olana:
"karayılan" dediler....
ve biz bunu böylece duyduk.
ve çetesinin başında yıllarca namı yürüyen
karayılan'ı
ve anteplileri
ve antep'i
aynen duyup işittiğimiz gibi
destanımızın birinci bâbına koyduk...


kuvayı milliye destanı'ndan, nazım hikmet ran